macaristan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
macaristan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2013 Salı

Bicske camp is always full of surprises concerning daily activities…


Today, Even though, still I needed to get on my winter coat to go outside, I felt better. Maybe the reason was to not to see gray sky anymore!!!

13 Mart 2013 Çarşamba

Rekolteler Ülkesi


Rekolteler Ülkesi
Ben kimdim?
Neredeydim
O günün adı neydi?
Nedir anlam verecek olan yeni güne?
            Bu kesinlikle bir delilik olmalıydı, ya da bir süredir hücrelerimde gezinen tutkulu oynaşmaların sonucunda gelişen bir davranış. İkinci kez Evs yapma şansı önüme serildiğinde düşündüğüm tek şey yine yeniden Macaristan’a gelmekti ve bir gece tesadüf eseri Trex’in sayfasında gördüğüm bir ilanla bu hayalimi gerçekleştirme şansını buldum.

10 Mart 2013 Pazar

Mülteci Olmak / Being a Refugee…

Macaristan'da mültecilelerle ilgili AGH projesine gönderdiğimiz  gönüllümüz Şule Güre'nin kaleminden Bicske'deki mülteci kampındaki çalışmalara dair gözlemlerini okuyabilirsiniz. Şule'nin gözünden daha önce projesi ile ilgili bir yazı yayınlamıştık. Her AGH projesi  bir rüya gibi olamıyor maalesef; bazen gönüllü projenin konusuna çok motivedir ama projedeki faaliyetler kağıtta yazdığı gibi değildir, bazen kurum çok motivedir ama gönüllünün planları farklıdır...Şule'nin hikayeleri bu noktada bizim için değerli...mülteciler gibi teması biraz daha zor olan bir konuda bazen faaliyetsizliklerin ve zorlukların içinde yeniden bir dünya yaratmak...Aslında bu yazı AGH'de gül bahçesinin vaad edilmediğinin hikayesi gibi...


I want to share the second part of my EVS experiences where take place in refugee integration camp in Bicske. I came here a month ago, and to be honest, after spending time in Budapest, this city seems so boring, located in countryside.  On the other hand, after Budapest, here is for more relaxing and is good place for those who like walking in the nature.

5 Mart 2013 Salı

AGH her şeyi ile Bir Deneyimdir, ama acı ama tatlı...


Budapeşte havaalanına geldiğim gün önceden Almanya’da Erasmus öğrencisi olsam da, EVS’nin farklı bir deneyim olacağına dair bir hisse kapılmıştım. İşin içine kitaplardan ve makalelerden uzak yaratıcılık, kendine güven, farklılık, interaktif iletişim girecekti. Ama işler öyle gelişmemişti ve sanırım ülke seçmek yerine proje seçmek de diretmemin ve uzun süredir peşinde koştuğum mültecilerle çalışabileceğim bir proje bulmamın sevinci kursağımda kalmıştı. 



9 Aralık 2012 Pazar

bir pazar keyfi röportajı daha;)

Ayşemiz gitti gideli Fransalara pazar keyfi röportajlarımız azaldı sayın okuyucular üzgünüz :/ Ama diğer yandan güzel şeyler de oluyor mesela artık eski gönüllülerle röportaj yapıyormuşsunuz diye bizimle bağlantıya geçen eski gönüllüler var:) Onlardan biri de Sezi Atmaca. Bir arkadaşından duymuş biz de ayrı şehirlerde olduğumuzdan dolayı yüzyüze görüşemedik ama online bir röportaj yaptık kendisi ile... İyi pazarlar efenim;


18 Ekim 2012 Perşembe

yıllar öncesinden kalan röportajlar:)

Bilirim tamamen benim hatam bu röportajların bu kadar gec yayınlanması:/ Yıllardan 2011, Mayıs ayı, TREX'den Ayşe Kavas, Asya Esen, Nilay Küme ve Ben (Büşra) Gapgenç festival trenindeyiz ve Antep'e gidiyoruz...
Hayatımdaki en güzel tren yolculuklarından biriydi, hem yolculuk boyunca hem de festival süresince elimde kayıt cihazı hem eski EVS gönüllüleri ile hem de Türkiye'de EVS yapan gönüllüler ile kısa bazısı uzun röportajlar yaptım ; işte onlardan ilki;



2 Eylül 2010 Perşembe

KEMES Günlükleri -3-


DAY 9 :More Wine…
Günün önemli olayı ve bütün kampı yine sarhoş etmeyi başarmış ikinci olay. Bir mahsende 6 adet farklı şarap tadımı. Tadım dediysem yanlış anlamayın biz tadını anlamak için her şaraptan birkaç bardak tattık. Üstelik akşam yemeğimiz de sadece peynir ve ekmekti. Yanımızda akerdeon çalıp bir türlü anlamadığımız bir dilde şarkı söyleyen 70 yaşlarında bir dede, 4-5 tane uzun bir koridora arka arkaya kurulmuş masa, bol bol şarap ve muhabbet. Kano yaptığımız günle yarışır derecede eğlenceli bir geceydi, hala karar veremiyorum hangisinin daha eğlenceli olduğuna ama sanırım buydu.

DAY 10: Hurry up.. We have only 2 days left!!!
Akşamdan kalma kamp ahalisi uyanır ve gösteri gününe sadece 2 gün kaldığını fark ederek karıncalar gibi çalışmaya başlar. Sanırım bugün, akşam kamp ateşinin yanında uyuklayarak bitti. Sanmayın ki hep eğlence, bazen gerçekten sıkı çalışıyoruz :)

DAY 11: Pecs again :)
Yine sabah workshoplarımızdaki koşuşturmacalardan sonra, öğleden sonra Pecs’e geldik. Daha önceleri bahsetmedim ama Pecs’te bir festival var bu sıralar. O da İstanbul gibi 2010 dünya kültür başkenti çünkü. Biz de izleyici olarak olsun, havuzda ıslanarak olsun edebildiğimiz kadar iştirak ettik festivale. Bugün son kez öğleden sonra Pecs’teyiz, güzel bir yemek yiyip (sandviç), yarın gerçekleşecek dans gösterisinin provasını izliyoruz. Bu gece biraz daha relax olmaya çalışıyoruz, malum yarın büyük gün :)


DAY 12: Let’s get this party started!
Ve günlerce çalışmamızın sonucu bu gece Kemes halkına görücüye çıkıyor. Etrafta bir koşuşturma, daha hazırlıklar bitmemiş, misafirler yanlarında bebekleriyle gelmiş ne yaptığımızı anlamaya çalışıyorlar.
Sonunda sahne hazırdı, etrafta kumlar ve meşalelerle Avrupa’nın ortasında denizden uzak ama kumsalda gibiydik. Göstereceğimiz 5 tane kısa filmimiz, dans gösterimiz ve onlarca fotoğrafımız vardı. Elbette ki sivrisinek arkadaşlarımız da kutlamamıza ortak oldular. Onlarsız bir kutlama bile düşünemiyorduk zaten artık.
Kutlama bittikten sonra yanıma gelen bir kadının, çok eğlenmişsiniz, keşke ben de sizin yaşınızda olsaydım şimdi, demesini düşünürsek sanırım gösterimiz epey başarılı oldu.
Kemes halkı evlerine döndü, kamp halkı her akşamki partilerine başladı, üstelik bu sefer kutlayacak çok başarılı geçmiş bir gösterileri de var.

DAY 13: All day free, all day sad…
Bir gün önceki gösterinin ve partinin yorgunluğu ve mutluluğu yavaş yavaş geçmeye başladı, kampın son günü. Bütün gün boşuz, ama bütün gün de biraz mutsuzuz. Akşama da kampın en son, en eğlenceli ve haliyle biraz da en mutsuz partisini verdik. Sabah erken saatlere kadar sürdü bu parti, en ufak bir eğlenceyi bile kaçıramazdık artık, malum son günümüz.


DAY 14: Maybe we should stay here forever just like hippies?
Saat 6 sularında ilk otobüs ayrılır ve ilk vedalar edilir. Artık kahvaltılık pek de bir şey kalmadığı için kampta, elimizde kalanlarla (bol bol sosis ve ekmek) karnımızı doyurup, saat 10’da bizi Budapeşte’ye götürecek otobüsümüzü beklemeye başladık. Geldiğimizden beri sürekli tepemizde olan güneş bile sanırım kampın bittiğini anladı da, bugün hava yağmurlu biraz.
Saat 10… Kamp alanına, bizi süper bir şekilde ağırlayıp hayatımızın belki de en eğlenceli 2 haftasını geçirten proje sorumlularımıza veda edip, Budapeşte’nin yolunu tutuyoruz. Kamp maceramız bitti, ama sırada daha kısa süreli de olsa bir macera daha bekliyor bizi.

DAY 15: We believe in Pablo!
Kamp bitti, çoğu arkadaşımızı üzülerek uğurladık ama bizim maceramız henüz bitmedi. Çünkü uçağımıza daha 2 gün var, ne tesadüf ki İspanyol arkadaşlarımızın ve uçağı ertelenen Simon’ın da… O zaman ne yapmalı, Budapeşte’ye gitmeli, gecesi 10 euro dan bir hostel bulmalı ve kendimizi daha önce ERASMUS sayesinde orda yaşamış Pablo’nun ellerine bıramalıyız.
Yaptık da, Budapeşte’nin elimizde olan haritasının yarısını birkaç kere yürüdük, gece yarısı elimizde harita, hostelimizin yolunu aradık, bol bol türk lokantalarına uğradık, nedense her yerde Türkçe konuşan birilerini bulmayı başardık ve İspanyol arkadaşlarımızla birlikte son gecemizi Budapeşte’nin karaoke barlarından birinde noktaladık.
Geri dönüş yolunda sanırım hepimiz artık ayrıldığımız için biraz üzgün, ama sonunda da eve varacağımız için biraz huzurluyduk. Haliyle dolu dolu bir 15 gün geçirdikten sonra biraz yorgunuz. Kesinlikle çok büyük ve eğlenceli bir deneyim olduğu konusunda hepimiz hemfikiriz.
Kötü şeyler olmadı mı? Kesinlikle olmuştur. Ama sanırım Palinka bana çoğu şeyi unutturdu J En kötü an olarak hatırladığım, Budapeşte’de sondan bir önceki gece, Ramazan’ın gecenin 3’ünde alerjiden yüzü şişmiş bir halde gelip hastaneye gitmek istediğini söylemesiydi. Onun dışında kötü başka bir şey hatırlamıyorum. Esma, Mehmet, Ramazan ve Gözde bu konuda ne düşünüyorlar bilmiyorum, ama onların da hallerinden memnun olduklarından eminim. Burada anlatamadığımız daha herhalde onlarca hikâyemiz var. Sonuçta elimizde harika geçmiş 15 gün ve Avrupa’nın 10 ülkesinden 50 den fazla arkadaş var, kim memnun olmaz ki?? :)



Firuze Karaoğlu
Temmuz 2010,
Macaristan -Kemes

Son :(

29 Ağustos 2010 Pazar

KEMES Günlükleri -2-


DAY 5 : More Palinka More Drunk People in the middle of nowhere

Gündüzler sabah 8 de sıcaktan uyanarak ve aslında biraz da kahvaltı 9’ kadar sürdüğü için uyanmak zorunda kalarak ve ardından öğle yemeğine kadar çalışarak, sonra bir kenarda biraz uyuklayıp, bol bol duşa girip tekrar çalışmaya devam ederek geçerken, gecelerimiz ise her gün ayrı bir ülkenin yiyeceğini ve içkisini tattığımız gece 3-4 ‘e kadar, chilling room da başlayıp, kamp ateşinin yanında biten international eveninglerle geçiyordu. Tabi ki de en eğlencelisi hayatımızda ilk defa tadacağımız Palinka’yı bize sevdiren Macaristan’ın international eveningiydi. Danslarıyla, yemekleriyle ve içkileriyle bize Macaristan’ı tanıtmaya kararlı olan proje sorumlularımız yaklaşık birkaç saat içinde bütün kamp alanını mutlu mesut biraz sarhoş bir şekilde dansetmeye çalışan insanlarla kaplı hale getirdiler. Ve sanırım -tamamen kişisel fikrim- kampın kırılma noktası, herkesin birbiriyle rahatça konuşmaya ve takılmaya başladığı an o andır. Zaten o günden sonra da kampın bitmesini hiç istemedik.




DAY 6: Maybe it’s better not to make any action on the canoe??

Cumartesi günü, Hırvatistan sınırında bir nehirde kano günü… Evet hiçbirimizin pek deneyimli hatta yetenekli olduğu söylenemez ama saatte beklide 1 km hızla akan bir nehir için de yeteneğe pek ihtiyacımız olmadığı için, bir iki saat sonra, Mehmet sağolsun, sağa sola dönmeyi öğrenmiş, diğer kanolarla yarış yapmaya çalışmış, bol bol su savaşına katılıp ıslanmış ve can yeleklerimizi çıkartmış halde nehrin ortasında güneşleniyorduk. Tartışmasız kampın en eğlenceli aynı zamanda en yorucu günüydü ve maalesef bizim için epey de ters bir güne denk gelmişti, çünkü bu akşam international evening gecesi Türklerindi.
Yorgun argın kamp alanına vardıktan sonra, son hızda hazırlıkları yapmaya başladık. Bir yandan lokumları ve nazar boncuklarını ve kınayı hazırlıyor, kına gecesi merasimini ve halayı nasıl göstereceğimizi tartışıyor, bir yandan da Türkiye için hangi tanıtım filminin güzel olduğunu, kına gecesinde hangi şarkıları çalmamız gerektiğine karar vermeye çalışıyorduk.
Aynı gece Almanya’yı tanıtmak için Nivea krem getiren esprili Alman arkadaşlarımızın hakkını da yemek istemem ama, her ne kadar bu konuda tarafsız olamasam da, sanırım Macaristan’dan sonra en güzel international evening bizimkisiydi. Işıkları kapatıp gösterdiğimiz İstanbul’un tanıtım filmine biz de dahil herkes hayran kaldı, kına gecesi onlar için gerçekten ilginçti ve bu güzel tanıtımımız herkesin katıldığı eğlenceli ama başarısız bir halayla sona erdi.




DAY 7: YO SOY ESPANOL ESPANOL ESPANOL…

Günün tartışmasız galip olayı… 2010 Dünya kupası final maçını İspanyollarla beraber izlemek… Sonucu hepimiz biliyoruz. 2010 dünya kupası final maçı Hollandalılar, nam-ı diyar portakallarla İspanyollar arasında oynandı, uzatmalara kalan maç İspanyollara şampiyonluğu getirdi. Şeklinde anlatsam tam bir spiker ağzı olurdu, gerçekten anlayabilmek için kesinlik orda olmalıydınız. Ortada İspanyol bayrakları, hepimizde sarı kırmızı boyalar, küçük bir televizyonun başına toplanmış onlarca insan, ve o gece için hepimiz ispanyolduk. Hatta Hollanda doğumlu olan ve sırtında İspanyol bayrağıyla içten içe portakalları tutan Esma bile o gece ispanyoldu. Eğer yazının tamamını okuduysanız belki de kutlamanın nerede bittiğini tahmin edersiniz; kıyafetlerle duşta…

DAY 8: Let’s go find some place to sleep…

Sıcak hava, gündüzler aynı rutinde gidiyor. Sabah kalkıp güne zorunlu olarak duşla başlıyoruz. Kamp alanında yaşadığımız, bol bol kirlendiğimiz için bir de ter kokarak iyice rezilleşmek istemiyoruz haliyle. Güne başlarken kendimizi toparlamaya çalışıyoruz biraz. Yine de sadece 1-2 saat sürüyor bu insani durum, sonunda yine kirli ayaklar, ıslak kıyafetler veya bikiniyle ortada dolaşmaya başlıyoruz. Malum kamp alanı, sürekli temizlenmeye çalışmak akıntıya kürek çekmeye benziyor. Bir süre deneyip sonra yorulup akışına bırakıyorsunuz. Yine de şikayet ettiğimizi sanmayın, bıraksalardı biz daha yaşardık orda :)
Kahvaltıdan sonra herkes kendi workshopunda çalışmaya başlıyor, ben bol bol gezip ortalarda kısa filmimiz için kullanacağımız komik kamp anları yakalamaya çalışıyorum. Mehmet’le Esma muhtemelen kiremit falan taşıyor, Gözde dans ediyor, Ramazan da herhangi bir yerde film çekiyor oluyor. Öğlen buluşup hep beraber yakınlardaki bir okulun yemekhanesinde öğle yemeklerimizi yiyoruz, 3’e kadar kendimizi toparlamaya çalışıp, çimlerde ya da chilling room da şekerleme yapıp sonra akşam yemeğine kadar yine çalışıyoruz. Akşam yemeğimizde sabah kahvaltımızın aynısını ettikten sonra ( bu sadece kampa mı özgüydü yoksa Macarların akşam yemeği yemek gibi bir adeti mi yok onu hala çözemedik ama kamp hayatımız boyunca toplamda 13 öğün öğle yemeği ve 26 öğün kahvaltı ettik. Ya da haklarını yemeyelim bir iki kere akşam yemeğinde Pecs’e gidip pizza, tavuk falan yedik) akşam partilerine başlıyoruz. Sanırım yatağın yolunu en erken 2 gibi falan bulduk şimdiye kadar.





Firuze Karaoğlu Temmuz 2010,

Macaristan -Kemes

bunun da devamı var:)

23 Ağustos 2010 Pazartesi

KEMES Günlükleri...


Derneğimizden 5 arkadaşımız 5-18 Temmuz 2010 tarihleri arasında Macaristan'ın bir köyünde "sustainable dialogue" isimli bir gençlik değişimine katıldılar..10 ülkeden 50 gencin katıldığı bu projede 2 hafta boyunca proje temasına uygun farklı aktivitelerde bulundular , Türk ekibin lideri Firuze , orada yaşadıklarını gün gün bize aktardı ...


DAY 0 : Finally…We’re ready!

Kısa sürede yaşanan biletti, vizeydi bir ton koşuşturmacadan sonra kendimizi gece yarısında havaalanında, 4 saat sonra kalkacak uçağımızı beklerken bulduk. Facebook, msn, telefon gibi bütün teknolojik aletleri kullanarak daha önce tanıştıysak ve bu koşuşturmacayı beraber atlattıysak da ilk defa yüzyüze tanışıyorduk. Yine de birkaç saat sonra bizi geçirmek için havaalanına kadar gelen Esma’nın ablasına da veda edip, kapıdan geçtiğimizde hiç de yeni tanışmış gibi değildik.

DAY 1: We believe in Buda..

2 saate yakın bir uçuştan sonra sonunda Budapeşte’ deydik ve proje sorumlularımızdan Orşi’nin bizi almaya gelmesini beklerken, bu süreyi havaalanı koltuklarında uyuklayarak değerlendirdik. 2 saatlik beklemeden sonra sonunda yakında çok yakın arkadaş olacağımızdan habersiz bir iki ülkeden insanlarla otobüste Budapeşte merkezine doğru gidiyorduk.
Merkeze geldik, Orşi öğleden sonra yine havaalanından alacağımız insanları bekleyeceğimiz için o saate kadar serbest olduğumuzu söyledi. Biz de ilk arkadaşlık ilişkilerimizi Yunanistan’la kurmaya karar verip, biraz Euro’yu forinte çevirip, kendimizi Tuna nehrinin kenarına attık. Ve Buda mı Peste mi artık gezdiğimiz yerlerin neresi olduğunun bile farkında olmadan ( 15 gün sonra Budapeşteye döndüğümüzde şehrin epey bir yerini biliyor olacaktık) şehri keşfetmeye başladık.
Şehri keşfetmemiz sona erdi, belirlenen saatte ayrıldığımız yerde tekrar buluştuk ve kamp alanımızın olduğu Pecs’e bağlı Kemes adlı daha sonradan adını ‘somewhere in the middle of nowhere’ takacağımız 550 kişilik nüfuslu Hırvatistan sınırına epey yakın bir köye doğru yola çıktık.

DAY 2: We believe in mosquitos!!

Yaklaşık 6 saatlik bir yolculuk ve sonunda çok eski bir fabrikanın yanına kurulmuş kamp alanımıza vardık. 25 kişilik, sıcaktan bazen cehenneme benzeyen çadırları, taşınabilir duş ve tuvaletleri, açık alandaki yemek alanı, chilling room’u ve o gece öğreneceğimiz sivrisinek baskınlarına rağmen daha geldiğimiz gün kamp alanını sevmeye başlamıştık. 13 gün sonra, programı tamamladığımızda da bu yüzden ayrılmak pek de kolay olmadı.
İlk gün birbirimizin isimlerini ve ülkelerini öğrenmek için oynadığımız biraz saçma biraz eğlenceli oyunlarla geçti. İşe yaradı mı derseniz pek sanmıyorum çünkü herkes hala kendi ülkesinden kendi dilini konuşan insanlarla takılmaya meyilliydi. Her ne kadar arada sırada buraya niye geldiğimizi hatırlayıp, bir iki kişiyle muhabbet etsek de sonunda yine herkes kendi arkadaşlarının yanına dönüyordu. Açıkçası bu böyle birkaç gün sürecekti, ta ki Macaristan’ın international evening yaptığı Palinka gecesine kadar. O geceden öğrendiğimiz ana fikir ise şudur ki, insanların çok yakın arkadaşlıklar kurmasını ve 13 gün sonra neredeyse ağlayarak ayrılmalarını istiyorsanız, onları kimsenin yaşamadığı bir yere götürün ve bol bol Palinka( Macarların geleneksek içkisi ve içindeki alkol oranı %40-70 arası değişiyor) içirin, kesinlikle işe yarayacaktır.



DAY 3: Yo soy Espanol Espanol Espanol…

Artık sıcak havaya ve sonu gelmez sivrisinek saldırılarına yavaş yavaş alışıp kendimizi korumak için günde 2-3 kere duş almak (birkaç gün sonra bu, birbirini duşa atmak veya su savaşı yapmak şeklinde daha eğlenceli hallere bürünecekti), bütün sivrisinek kovar spreyleriüzerimize boşaltmak (aslında bu hiçbir zaman işe yaramadı, en sonunda kaderimizi razı gelmeyi öğrendik) gibi yöntemler geliştirmeye başladık.
3. günün önemli yanı İspanya’nın 2010 Dünya kupası final maçına kalıp kalmayacağını gösterecek maçı izlemekti. Haliyle kazandıktan sonra duşta yaptıkları kutlama bana epey eğlenceli gelmişti ama tahmin edersiniz birkaç gün sonra dünya kupasını da kazandıkları için bu kutlama onun yanında solda sıfır kaldı.

DAY 4: Do you have a lighter?

4. gün artık tanışma merasimleri bitmiş, kamp ortamına hızlıca alışılmıştı ve bizden beklenen 4 tane workshop arasından katılmak istediğimize karar verip bir an önce çalışmaya başlamamızdı. Esma ve Mehmet kamp alanını güzelleştirecekleri, son günkü gösterimiz için bir sahne hazırlayacakları, bol bol kiremit ve tahta taşıyacakları ve sonunda güneşin altında kalmaktan zenciye dönecekleri ‘Building Workshop’u seçtiler, Gözde sonunda süper bir dans gösterisi hazırlayan ‘Dance Workshop’undaydı ( aslında Mehmet ve Ramazan da inanılmaz darbuka yetenekleriyle son gün bu workshopa da dahil oldular), Ramazan ise senaryosunu kendileri yazıp kendileri çekecekleri bir kısa filmi hazırlamak için ‘Shoot the Films’ ‘i seçti. Bense bütün kamp boyunca elimde kamera veya fotoğraf makinasıyla dolaşmama neden olacak media workshopunu seçtim (kampın sonunda kamp hakkında kısa bir filmimiz ve 2000’e yakın fotoğrafımız vardı). Yine de daha çok eğlendiğim herhangi bir iş hatırlamıyorum, sonunda hazırladığımız kısa filmi bir milyon kere daha izleyebilirim sanırım.
Günün başlığına gelince, kampta epeyce sigara içen insan olmasına rağmen bir türlü yeterli sayıda çakmağın olmamasıyla alakalı. Genel olarak günde 5-10 kere duyabileceğiniz rutin bir hale geldi bu soru: ‘ do you have a lighter?’… Soğuk suya, duşlara, yemeklere, sıcağa, hemen hemen her şeye çözüm bulan biz, kampın son gününe kadar bu soruna bir çözüm bulamadık. Neden bilmiyorum, belki de böylesi daha eğlenceliydi.
So, do you have a lighter?? :)


Firuze Karaoğlu

Temmuz 2010, Macaristan -Kemes




devamı gelecek....

14 Eylül 2009 Pazartesi

macaristan'da kısa bir agh-2


3.HAFTA

Macaristan’da 3. Hafta Vigandpetend’te başka festivaldeyiz
Bu hafta bir evin bahçesinde evin araba garajında uyuyoruz. Bu hafta hayatımda çekmediğim kadar otostop çektiğimi hatırlıyom. Valley of Arts festivalinde 5 farklı köyde gerçekleşen konserde grup olarak çalışıyoruz ilk gün danışmadaydık fazla güzel geçmedi çünkü

27 Ağustos 2009 Perşembe

macaristan'da kısa bir agh-1

2007 yazında Avrupa Gönüllü Hizmeti yapacaksın deseler inanmazdım ama yaptım hem de hayatım en güzel günlerini geçirdim. Avrupa Gönüllü Hizmetini ilk duyduğumda bu iş bana göre değil okulum var diyordum ama Kısa dönem Grup Avrupa Gönüllü Hizmeti(EVS)'ni duyana kadar. Grupların birinde Victor’un mailini okur okumaz başvurumu yaptım. Daha önce hiç yurtdışına çıkmamış biri olarak bu benim ilk yurtdışı tecrübem olacaktı ve bu yüzden bu projeye kabul edilmeyi çok istiyordum. Sonra Viktordan projeye kabul edildiğim haberi gelince daha da heyecanlanmaya başlamıştım. Macaristan hazırlıkları başlamıştı.

Gitmeden orada geçireceğim 1,5 ayın güzel geçeceğini umut ediyordum. Öylede oldu orda geçirdiğim her günün, her saatin bir anlamı var bende hepside çok güzel anılar. Kendimi çok şanslı görüyorum çünkü kısa dönem Avrupa Gönüllü Hizmeti bulmak çok zor olduğu ve kısa dönemden sonra uzun dönem Avrupa Gönüllü Hizmeti yapma şansım olduğu için. Macaristan’a o kadar alışmıştık ki son günlerde artık geri dönmek bile istemiyorduk. Bence herkes ömründe bir kere Avrupa Gönüllü Hizmeti yapmalı.


1. HAFTA



Macaristan da bir hafta geçti. Geldiğimden beri hiçbir günüm boş geçmedi. Gelmeden hep merak ediyordum acaba sıkılacak mıyım alışabilecek miyim diye ya da yemekleri nasıl diye. Geldiğimizde havaalanında diğer gönüllülerin gelmesi için baya bekledik bu arada gelenlerle oyunlar oynadık. Sonra herkes geldi. Biz ilk hafta kalacağımız köye yani nadvajon (nagyvazsony) ye gittik orda 2 ev vardı ve onları paylaştık. Bizim evde 4 Türk 1 İngiltereli 2 İsrailli 1 Portekizli kalıyoruz. Diğer evde 3 Türk 2 İtalyan 1 İspanyol kalıyorlar biz çok şanslıyız çünkü İsrailliler çok güzel yemek yapıyor diğer ev için aynısını diyemicem. İlk günler kaldığımız köyü ve birbirimizi tanıma oyunları ile geçti sonra festivalde hazırlık programları geleneksel oyunlar oynadık (uzun eşsek mendil kapmaca filan... :D) daha sonra yakın şehir olan vesprem’e ziyarete gidip festival alanlarını inceledik. Ve bu arada ilk hafta her sabah Macarca kursuna gittik. Az bucuk Macarca biliyorum artık ve kızlara merhaba demede yada tanışmada yada markette işe yarıyor. Köy çok fazla büyük olmadığı için her yerini öğrendim. Bide hafta sonu özgürdük bizde balaton gölüne gittik ama otobüsü kaçırdığımız için otostopla gittik. Çok maceralıydı. Maceraları sonra anlatırım. Daha onlarca unutamıcağım güzel anı yaşadım bu hafta umarım sonraki haftalarda böyle güzel geçer. Dün akşamda geleneksel dans günüydü herkes yöresinin dansını yaptı. Bizde göbek attık bol bol :) Ben hayatımdan çok memnunum herkes macaristana gelip buraları görmeli daha ilk haftam ben bunları yaşadım


2.HAFTA


Macaristan’da 2. Hafta vespremdeyiz. Street music festivalinde görevimiz her gün sadece 4te 5 tane macar bulup onlara anket yapmak sonrada geleneksel oyunlarımızı sokakta oynamak. Çok basit ve zevkli özellikle anket yaparken bir çok güzel macar kızla tanıma fırsatın oluyor. Bu arada artık Macar hattı aldım onu kullanıyorum. Aksam boşuz sokakta muzik dinlemekle yada konserlere katılarak geçiyor. Macaristanın kızları gerçekten çok güzel dedikleri kadar var . Bu haftada çok güzel geçti bu arada vespremde öğrenci yurdunda kaldık.


Enes UYSAL


10 Ağustos 2009 Pazartesi

Gizem'in Avrupa Gönüllü Hizmeti macerası-3




4.HAFTA
Keked’e doğru 6 saatlik bir yolculuğa çıktık.Slovakya sınırında çok küçük bir köy olan Keked’e Youth Camp için gittik

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Gizem'in Avrupa Gönüllü Hizmeti macerası-2


2.Hafta
Nagyvazsony’a 20 dakika uzaklıkta olan Vesprem’ e geldik yağmur eşliğinde. Festivalde önemli Macar grupların yanında diğer Avrupa ülkelerden gelen profesyonel gruplarda yer alıyordu. Vesprem’de kaldığımız süre boyunca her gün festivale katılanlara AGH, gönüllülük ve yabancıların ülkelerini ziyaretleri hakkında düşüncelerini anlamımıza yardımcı olan soruların bulunduğu anketleri düzenledik, önceden belirlediğimiz geleneksel oyunları oynadık. Uzun eşek en ilgi çeken oyunlardan biri oldu hatta. Projemiz hakkında bilgi vermek üzere Macar yerel televizyonuyla röportaj yaptık. En eğlendiğim ve en çok para sıkıntısı çektiğim haftaydı.

Gizem'in Avrupa Gönüllü Hizmeti macerası

İlk gonullulerimizden Gizem Özer avrupa gonullu hizmeti'ni Macaristan'da yapmisti, onun agzindan ilk gonullumuzun Macaristan gunlukleri;