ingiltere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ingiltere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Şubat 2014 Pazartesi

İngiltere’den Bir Gönüllülük Hikayesi

Mart 2012’de başladığım EVS hikayemi geçtiğimiz hafta bitirmiş bulunmaktayım. Havası soğuk insanları sıcak kuzeydoğu İngiltere şehri Newcastle’da geçirdiğim onbir ayın küçük bir özetini sizinle paylaşmak isterim.
                               

17 Şubat 2012 Cuma

İngiltere'den AGH İzlenimleri


   
Uzun bir yolculuğun sonunda İngiltere’ye ulaştığımda her şey bir hayli güzel gözüküyordu. Düzenli ama küçük bir şehir (sanırım İstanbul’da uzun yıllar yaşadıktan sonra küçük gelmesi normal) Preston. Öncelikle şehri tanımak alışveriş imkânlarını görmek ne nerede daha ucuza bulunur bunları araştırmak oldu ilk hedefim.

6 Ocak 2010 Çarşamba

Galler’de bir Türk (kısım-2)

UNUTULMAZ ANLARDAN BİRİ

Aylar birbiri ardına geçerken gerek kolejde gerekse etkileşim halinde olduğum insanlara söyle bir baktığımda gördüm ki genelde ya Akdeniz insanı ya da doğu ülkelerinin insanlarıydı. Çin, Hintli ve Taylandlı idi arkadaşlarım genelde. Çok fazla davet alıyordum çoğuna da katılmaya gayret ediyordum. Bunlardan biri çok ilginçti doğrusu. Hıristiyan bir kuruluş olan Plass Lluest , engelli insanların gündelik hayata kazandırılması çalışmaları sırasında tanıştığım şehrin Kardinali, beni kiliseye ayine davet etmişti. Hayır işleri ile ömrünü geçiren bu kişiyi kıramadım ve bir ayinine katıldım. Gerçekten insanların titizliği ve birbirlerine saygıları görülmeye değerdi. Zaten bu ülke için güler yüzlü insanların ülkesi diyorum. Sıcak bir gülümseme ile selamlaşmak gündelik hayatin en belirgin parçası.

Ayin sona erdiğinde sıra sıra dualar edildi ve sıra bana gelmişti. Sonsuz saygım ile kendi dinimde dua etmek istediğimi rica ettim ve çok nazikçe tabi ki dediler. Beni kürsüye çağırdı, bakışları ile Kardinal ve Fatiha duasını gür bir ses ile okudum kilisenin içerisinde sesim adada boşlukta gibi yankılanıyordu. Duamı bitirdiğimde herkesten topluca Amen diyerek bana iştirak etmeleri beni çok duygulandırmıştı.

Gal halkının yemek kültürlerinden yasayış biçimlerine kadar birçok alışkanlığı İngilizlerden farklılıklar gösteriyor. Taşra hayatı yaşıyorlar genelde ve çok mutlu insanlar. Sinirli bir kişiye rastlamak neredeyse imkansız burada, insanlar birbirlerine yardımcı olmayı seviyorlar. Davetli olduğum bir üniversite öğretmeninin evinde gözüme ilk çarpan şey, mutfaktaki kuzine sistemi olmuştu. Yemeklerini burada pişiriyorlar ve evin ısınma işlemini de bu dev kuzine görüyordu. 100 yıllık olduğunu söylediklerinde pek de şaşkın görünmemiştim doğrusu.

Ama gündelik hayatlarındaki sistemin bu denli dengeli oturmuş olması inanın şok ediciydi benim için. Kurallar ve hayat o kadar düzenli işliyor ki, özellikle de engelli insanların toplum hayatının bir mihenk taşı olarak normal insanlar gibi yaşatılmaya çalışılması gözlerimi yaşartmıştı. Devlet sınırsız hizmet ile engelli vatandaşlarını destekliyor, değişik aktivitelerde hemen hemen herkes gönüllü olarak görev alıyor.

Elimden geldiğince ben de kanser vakıfları, Multipl skleroz ve engelli insanların topluma kazandırılması vakıflarında yer alıyordum. Ve inanın bana bunun verdiği mutluluğu hiçbir şey ile eş değer tutamıyorsunuz. İnsanların gözlerindeki o mutluluk ifadesini görmek yeter de artar bile.

Umut ediyorum ki bizim cennet vatanımızda da bu yönlü toplumsal bilinç ve yardımlaşma öğeleri daha da çok gelişir. Zaten biz Türk toplumu olarak çok duyarlı karakterlere sahibiz.

Yapılan her davranış Türkiye’ye ve Türk insanına mal edildiğinden insanlar beni benimsedikçe o kadar güzel övgüler gidiyor ki ülkeme. Bende ülkeme ve büyük kültürümüze yakışır biçimde en ufak detayları bile göz önüne alarak hayatımı devam ettirdim bu güzel Gal şehrinde. Bu yüzden olsa gerek dostluklarım doludizgin sürüp gidiyor halen, devamlı ziyaretlerde bulunuyoruz ülkelerarası dostlarımızla, bu sayede hem kendi kültürümüzü yerinde görme fırsatı buluyorlar hem de daha sıkı bağlarla birbirimize sarılıyoruz.

İnsanı insan yapan dünyanın neresinde olursanız olun kesinlikle dürüstlük, içtenlik ve farkındalık. Bunları yeterli kadar taşıdığınız sürece insanların saygı ve sevgisini kazanıyorsunuz. Saygılarımla…

ERSİN FAİKZADE
Galler 2006-2007

Galler’de bir Türk (kısım-1)



AVRUPA’DA TÜRK İMAJINI ÇİZMEK

Avrupa, Avrupa, Avrupa...

Dolu dolu söylenen ve yüzyıllarca Türk’ten çekinen medeniyetlerin beşiği bilinen Avrupa'dayım.
İngiltere’ye ilk geldiğim anda dikkatimi kesinlikle İngiliz’den daha çok başları sarıklı, sakalları alabildiğine uzun Hintliler dikkatimi çekmişti. Bundan sonrada Müslümanlığın imajı olarak bilinen siyah çarşaflı kadınlar, beyaz entarileri ile erkekler çok fazla göz önündeydiler.

Benim yolculuğum, zamanında bağımsızlığı için binlerce ölü veren GAL ülkesineydi. Doğası ile unlu, İngilizlerin yüzlerini çevirdikleri Gal Ülkesine.

Büyük Britanya adası 3 bölgeye ayrılmış ve etnik olarak farklılıklar gösteriyorlar. Bunlar; İngiltere bölgesi başkent Londra olmak üzere, Galler (başkent Cardiff) ve İskoçya (Edinburgh başkent).

Ada yüzyıllarca kendi içinde savaşlar vermiş ve en sonunda mutlak monarşiye bağlılık yemini ederek kendi anayasaları ve bayraklarını dikmişler.

Londra'dan 4 saatlik bir otobüs yolculuğu ile Gal başkenti Cardiff'e ulaşmıştım. Mimarinin değişikliği ve alabildiğine uzanan yeşil arazileri, ormanları ve levhalardaki değişik dil ile insan kendini bir anda masal diyarında hissediyor. Her yer rengarenk çiçekler ile bezenmiş o denli temiz o denli düzenli bir şehir planı ile karsılaşmak beni çok şaşırtmıştı. İngiltere bölgesinden o kadar zıttı ki her şey. Başkent Cardiff'de 4 günlük bir seminere katıldım ve buradaki Avrupa Komisyonundan bizden sorumlu görevli Gal kültürünü ve yasayışını detaylı olarak bizlere gösterdi. Öncelikle Welsh dili daha sonra da İngilizcenin hakim olduğu 3 milyon kişinin yasadığı küçük bir ülke burası. Geçim çoğunlukla tarım ve hayvancılık üzerine kurulu endüstri yok denecek kadar az, daha çok İngiltere bölgesinde yoğunlaşmış durumda. Bana kalırsa bu küçük ülke İngiltere’nin biraz sırtını döndüğü bölge gibi geliyor bana. Cardiff’teki seminerlerde Yunanistan, İtalya, İspanya, Macaristan, Avusturya ve Alman gönüllerin bulunduğu kozmopolit bir kültür etkileşimi oluşmuştu. İlk baslarda aklımdan gecen Yunan gönüllüsü ile acaba nasıl anlaşırım düşüncesi, aklımdan henüz geçerken meğersem en iyi anlaşacağım kişi olacağını tahmin edemezdim. Chrisi Dimaki adli Yunan gönüllüsü bayan o kadar sıcak bir yaklaşım gösterdi ki bana kültürlerimizin o kadar ortak olması bir İzmirli olarak pek de şaşkınlık yaratmamıştı bende. İtalyanların sıcaklığı üzerine Akdeniz ülkelerinin bu ortak insani yapısı göze fazlasıyla çarpıyordu. Nihayetinde başkentten ayrılıp 12 ay boyunca projelere katılacağım, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk kültürünü tanıtabileceğim orta Galler'in şirin tatil şehri Aberystwyt'deydim. Yol boyunca ormanlıklar ve koyunlardan daha fazla bir şey görünemiyordu. Dağ kasabaları o kadar düzenli ki inanılmaz bir albenisi var. Çiçekler ile bezeli sokakları mis gibi kokan bir serin havası var buranın. Yıl boyunca koyu renkli bulutların bu güzel şehirleri terk etmediği söylenmişti ama ben bu kadarını tahmin etmiyordum doğrusu.

Şehir orta çağdan bu yana yapısını bozmamışa benziyordu ve daha sonraları öğrendiğime göre merkezdeki en yeni ev 200 yıllık oluşu ve zamana bu kadar meydan okuması, bakimi restorasyonu çok dikkat çekici. Gönül isterdi ki o an aklımda hemen Güzeller Güzeli İzmir’imizin de bu duyarlılık ile bu günlere gelmesiydi ama nafile. Marinanın hemen yani başında sıra sıra dizili evlerden birine yerleştirildim. Bu küçük şehir adeta Avrupa’nın kültür şehirlerinden biri olmuş kolejleri ve dev üniversitesi ile dünyanın hemen her yerinden öğrencileri kapsamına almış. İnanılmaz bir kültürel çeşitlilik yaşanıyor bu şehirde. Nijeryalılardan, Meksika, Taylata ve Tirinidat Tobacco’ya kadar o denli kültürel bir mozaiğe dönüşmüş kent eğitim vasıtasıyla. Benden sorumlu Pamela Marsden hanımın İngiliz mütevazılıği ve hanımefendiliği, benim ile konuşurkenki nazik tavırları, onunla çok iyi anlaşacağımı aksettiriyordu ve öyle de oldu gerçekten. Bir anne gibi yaklaşıyordu sorunlarıma, ona birçok şey için minnettarımdır.

Ve projem başlıyor; hemen bu bölgenin en bilinen kolejine yazıldım İngilizcemin çok daha iyi olması gerekiyordu çünkü. Kimi zaman İngilizlerin akıcı lehçelerini anlamakta zorluk çekmek belki de en sıkıntı anlarımdır. Gal dili ise başlı başına çok farklı bir dil. Orta çağdan beri kullanılan çeltik bir dil yapısı var Fransızcayı andırıyor kimi zaman.

Başkent Cardiff’te olduğu gibi insanların ilk sordukları soru "Nerelisiniz?" oluyordu. Modern görünüşüm ile insanların hemen dikkatini üzerime çekiyordum. Genellikle bu soru sorulduğunda cevabim hadi bakalım tahminlerinizi görelim oluyordu. Yapılan ilk tahmin kesinlikle İtalyansın, hayır dediğimde o zaman İspanyol olmalısın, bu da değil dediğim zaman ise Fransızsın, çünkü Fransız erkekleri bu kadar iyi giyiniyorlar kanımızca oluyordu. Türk’üm dediğim zaman ise, iste bu şaka olmalı cevabi sinirlerimi bozuyordu doğrusu.

Neden bu şaka olmalı sizce sorusuna yanıtları kesindir hep. Türkler senin gibi değiller ki.


PEKİ TÜRKLER NASIL BİR AVRUPALININ GÖZÜNDE?
Türk kültürünün zenginliğinden pek haberdar olmamışlar. Dışlandığım ve hor görüldüğüm anlar çok oldu, çok üzüldüm ama kararlıydım beni gördükçe bir müslümanı ve ve Laik Türkiye’nin yeni yetişen neslini ve tarihsel kültürünü yakından tanıma fırsatları oluyordu. Genelde pek hediye almaya alışkın olmadıklarından Türkiye’den gelirken getirdiğim valizler dolusu hediyeleri kolejdeki öğretmenim ve yeni tanıştığım insanlara veriyordum. Genelde hediyelerimi Türk kültürünü anımsatacak unsurlardan seçmiştim. Ama herhalde benim sıcak yaklaşımlarımın ve saygımın sadece Alman gönüllülerde işe yaramadığını gördüm. Gün geçtikçe daha da düşmanca yaklaşmaları çok üzücüydü benim için. Ve bir gün istemeyerek bir dedikodularını duydum ve üzücüydü gerçekten de. "Almanya’da 4 milyon yetmiyormuş gibi bir tanesinde burada karşımıza çıktı". Benimle muhatap bile olmak istemiyorlardı defalarca bu konuda konuştuk ve hep saygılı davrandım ama anlamadılar ne yazık ki. Kıyafetlerimin çeşitliliği ve modern görünüşüm bile bazen konu oluyordu. Ben onlar için yüzyıllarca korku ile baktıkları Osmanlı’nın kalıntısıydım gözlerinde ama ben bir Türk’üm ve Osmanlı’nın ecdadıyım, bunun verdiği gururu hiçbir şey ile ölçemiyorum. Buz kütlelerini bile zaman yavaş yavaş eritiyor adeta insanoğlu da bu buz kütleleri gibi çok mesafeli soğuk görünen kişiler dahi gün geliyor karsıdakinin samimiyetinden etkileniyor.

Ersin Faikzade
Galler / İngiltere 2006-2007