5 Haziran 2014 Perşembe

Vote For Diversity- Part I


Bu sefer daha önce denemediğimiz bir yöntem deneyelim dedik.
22-29 Nisan 2014 tarihleri arasında Romanya' da gerçekleştirilen bir demokrasi gençlik projesine derneğimizi temsilen 12 genç arkadaş katıldı; daha önceki deneyimlerimizden biliriz aslında katılımcılardan blog için yazı yazmalarını istemek zordur , bu sefer bir mucize yaşadık 12 arkadaşımız da blog için bu projeye istinaden bir şeyler yazdılar:) Sizleri yormadan gün gün yayınlayacağız.Bize paylaşmak size de okumak kaldı; Emeği geçen arkadaşlarmızın ellerinize sağlık:)




Aman nasıl olur, izin alınabilir mi ki, ya pasaport yetişmezse, ya vize alamazsam derken muhteşem bir ekiple, müthiş bir enerjiyle 10 gün… İlk anından havaalanındaki vedalaşmaya kadar her anı eğlence, her anı ayrı bir anı. Her gün eğlenmekten ve öğrenmekten uyku kimsenin aklına dahi gelmedi. Avrupa Birliği’nden Ukrayna krizine, Dracula’dan palinkaya öğrenilecek ne çok şey varmış. Dönüş yolunda ayaklarımızın geri geri gitmesi boşuna değilmiş. Miş miş miş… Bir Vote Diversity varmış, iyi ki varmış. :)  

Orhan Göçer

                                            *************************

İlk göz ağrım :)


İlkler hep özeldir. Ben ilk projemi, ilk yurtdışı seyahatimi Vote Diversity sayesinde yapmış oldum. 
Bu büyük bir fırsat ve biz ekip olarak uyum içinde faydalı bir proje gerçekleştirdik. 
Haftalar önceden başlayan hazırlıklar, Skype toplantılarımız vize işlemleri derken başladı sihirli yolculuğum. 

12 yabancı 12 Türk arkadaşımla beraber Avrupa Birliği similasyonlarımız, dans derslerimiz, şehir oyunumuz, gizli görevlerimiz, Türk, Macar gecelerimiz hepsi birbirinden eğlenceli ve eğiticiydi. Tanımadığın insanlarla bilmediğin bir yerde olmak, ekip olarak çalışmak insanın ufkunu genişletiyor. Daha çok öğrenmek daha çok görmek istemene sebep oluyor. Bu proje bana çok şey kattı ve yeni dostlar kazandırdı. 

Yeni kültürler öğrenmek, kendi kültürünü öğretmek çok eğlenceli bir durum. Bu projelere hala başvurmayan arkadaşlarım çok vakit kaybetmesin tek tavsiyem budur. 

1 2 3 VOTE ! 

Nilay Aktaş
                                                   *************************

                                                      
Küçüklüğümden beri gitmek istediğim Transilvanya’ya  proje sayesinde gitme fırsatı buluyorum. Ve o kadar şanslıyız ki 3 arkadaş beraber gidiyoruz.Heyecanla kabul edildiğimiz mailini bekliyor ,günleri sayarken bir yandan da projeye ne gibi katkılarda bulunabiliriz diye planlar yapıyoruz. Ve kabul edildik. Tüm hazırlıklarımız tamam.Diğer katılımcılarla daha gitmeden kaynaşıyoruz.Artık yolculuk zamanı. Erken giden diğer arkadaşlarla Bükreş’te buluşuyoruz.Cara Cu Bere’de Titanik’i anımsatan keman eşliğinde hoş bir yemeğin ardından , Old-Town’da sergilerden alışveriş yaparken, müzik her yerde; sokakta kendimizi dans ederken buluyoruz.Daha sonra şehrin bir ucundan diğer ucuna keşif yürüyüşüne çıkıyoruz, her ne kadar yorgunluğumdan söylenmiş olsam da buna değdiğini söyleyebilirim. En son hepimiz kendimizi Herastrau Parkı’nın çimlerine uzanmış buluyoruz.
Güzel bir günün ardından Transilvanya’ya yolculuk vakti. Bir gün gidersem hep yağmur yağsın istemiştim ve öyle de oluyor, bizleri yağmurla karşılıyor.O kadar mutluyum ki hayalimdeki o kasvetli hava , yeşilliklerin içerisinden görünen o gösterişli binalar derken güzel bir yolculuk ve ardından kalacağımız yere geliyoruz. –Ve Udvarhelyi’den güzel bir sabaha merhaba; hepimiz kahvaltida buluşuyoruz,ardından birbirimizi tanıma vakti,herkes tatlı bir çekimserlikte.Merakla beklediğimiz Macarca dersine geçiyoruz ve çok seviyoruz.Tetteye tetteye ise dilimize takılanlardan. Gruplara ayrılıp sokaklara dağılıp hem birbirimizi daha iyi tanıyor hem de şehri araştırarak keşfetme fırsatı buluyoruz.Akşam yemeği vaktindeyse çekimserliğimizden hiç bir eser kalmıyor,katılımcılar olarak güzel bir uyuma bürünüyoruz.İlerleyen günlerde yoğun olarak oturumlarımızı , ziyaretlerimizi gerçekleştiriyoruz.Macar dansını kültürlerini tanıyoruz ve onları çok seviyoruz. Türk gecesinde onlara kendi kültürümüzü tanıtırken hep beraber eğleniyoruz.Ve mini gezimiz olan Sighişoara’ya keyifli bir tren yolcuğu gerçekleştiriyoruz.Dönüş yolunda ise hala konuştuğum iki macar arkadaş ediniyorum , çok mutluyum. Güzel günler geçirirken tabi ki bunun dönüşü var ve hepimiz üzgünüz ,  kısa sürede o kadar  iyi bir ekip olduk ve Udvarhelyi’yi o kadar çok sevdik ki , gözyaşlarımız var. Romanya’dan ayrılan son grup olduğumuz için ayrılıklardan biraz daha fazla etkilendik.Ekipçe hala görüşüyoruz ve yeni bir proje için işe koyulduk gelir gelmez.Hatta İzmir ve İstanbul’dan olan katılımcı arkadaşlarımızın ikisini Eskişehir’de ağırladık , o kadar birbirimizi benimsedik. Dönüp 10 güne baktığımız da arkadaşlığımızı özlüyoruz, dondurmalarını,şehrin sakinliğini doğayla iç içe olmasını , kısacası herşeyi ni özlüyoruz.Bizi bekle yeniden Udvarhelyi.

Meltem Deliorman 

                                        ************************* 
 

 

12 Romanya yıldızından biri de benim :P Aslında çok fazla kelime de bulamıyorum anlatacağım. Tek söylemek istediğim bir anda hiç düşünmediğim bir ülkeye gittiğim ‘’VoteDiversity’’ projesi AGH için karar vermeme sebep oldu. Fazla söze gerek var mı bilmiyorum. 1 haftada 1 senemi geçirebileceğimi düşündüğüm sınırlı yerlerden biri burası.
Projeye gelince, gerçekten eğlence ve öğrenme dengeli şirin bir grupla beraber birçok şey paylaştık, öğrendik, eğlendik. Meraklı ve biraz tedirgin gittim, mutlu ve yeni bir hevesle döndüm.
Teşekkürler emeği geçen herkese!
Neslinur Turan
                                                     ************************* 


Orsi ve Tünde; emek verip de hayatımız boyunca asla unutamayacağımız en özel anlarımızı yaşadığımız bu projeye dahil olmamızı sağlamasalardı,
   Atilla ve Mozes; projenin mutfak kısmında, önemli işler ve büyük atılımlar gerçekleştirmek için çabalamasalardı,
   Gabor; Macar efsanelerindeki masal kahramanlarının modern bir kopyası olmasaydı ve ahlak timsalimiz kesilmeseydi,
   Büşra ve Ayşe; bizi teşvik edip başvuru gerçekleştirdiğimiz aşamadan, projenin bitimine dek destkelerini bizden esirgemeden yanımızda bulunmasalardı,
   Nilay; anaçlık duygularını merhametine katık edip bizim dizginlerimizi eline almasaydı, peri tozu gibi bize güzellikler ve hoşluklar katmasaydı ve akışkan çikolata kıvamındaki yumuşacık yüreğinin enginlerini bizimle paylaşmasaydı,
   Kamer; nev – i şahsına münhasır esprilerini, bir de İngilizce olarak yabancı dostlarımıza da aktarmak için çaba sarf etmeseydi ve çene veremi olmuş çatlak zurna gibi durmaksızın bizimle konuşmasaydı,
   Meltem; ‘ domates yemem, salatalık yemem, ben tek çocuğum ... ’ ibarelerini, her yemek başlangıcı öncesinde bize aktarmasaydı ve hepi topu 22 milyon nüfusluk Finlandiya’ nın sert mizaçlı müzik kültürü için amansız bir mücadele vermeseydi,
   Ege Can; ağır aksak, radikalist, kendi dünyasından bile geçmiş kabuğunun altındaki gizemli dünyasının kapılarını, bizim için ardına kadar aralamasaydı,
   Neslinur; geleneksel ‘ bacı ’ kültürünü Romanya’ daki ortamımıza taşıyıp saygınlık kazanıp herkesin önünde düğmelerini ilikleyecek kadar saygı duyduğu ‘ reyizimiz ’ olmasaydı ve naif sesiyle, Macar kültürü gecesinde kulaklarımızın pasını silmeseydi ve yerli yersiz her sevincinde ‘ Awesome ’ diye haykırmasaydı,
   Caner; ‘ dünya, leyla ’ halleriyle, aşkı arayan mecnun gibi dolaşmasaydı ve standart Türk erkeği imajı çizmeseydi,
   İrem; ‘ aksancıbaşılık ’ üstadı olarak, İngilizce’ yi dünya üzerinde kullanılan tüm aksanları alaşağı edercesine, bir İngiliz asilzadesi gibi kullanmasaydı,
   Görkem; ‘ eyvallah abi ’ konumuyla, hepimizi kanatlarının altında taşıyıp koruyup kollamasaydı ve uçak anonslarıyla bizi kahkahalara boğmasaydı,
   İnci; hayatımda başıma gelebilecek en iyi yol arkadaşı olmasaydı ve benimle tüm bu an’ lara tanıklık edip evimize döndüğümüzde, Odorhei’ den döndüğümüzden ötürü yaşadığımız boşluğu ve melankolik bunalımı benimle paylaşmasaydı,
   Orhan; her bir projede, sürpriz yumurta içinden çıkan oyuncaklar gibi karşıma çıkıp yine bu oyuncakların yaşattığı his gibi, kadim mutluluklara boğmasaydı,
   Can; yanında Kıvanç’ ın halt edeceği kadar yakışıklı ve alımlı olmasaydı, damla sakızlı kurabiye tadında yoğun tatlar bırakan anılara imza atmamızı sağlamasaydı, ‘ patatesçi, cami hocası, eskici, overlokçu, uçak pilotu, polis amiri ’ anonslarıyla neş’v’eden dört köşe olmamızı sağlamasaydı,
   Tamta ( Tamtaka ); projemizin göz bebeği ve zihinlerimizin soru işaretlerine boğulmasını sağlayan bir ayaklı bilgi kumkuması olmasaydı,
   Suzanne ( Suzike ); veganlığımı paylaşabildiğim tek yemek arkadaşım ve birlikte bisikletle Dünya turuna çıkıp daha önce hiç keşfedilmemiş veya pek az bilinen noktaları keşfedebilmemiz için binbir iknaya girişmeseydi,
   Arpine ( Arpike ); asilzadeliği, yetenekliliği, billur güzelliği, tebessümlerindeki derin anlamlılığıyla gözlerimizin her daim aradığı insan olmasaydı,
   Zsuzzanne ( Zsuika ); ‘ tek tek basaraktan, bade süzerekten, inci dizerekten ’ ya da ‘ rastık çekerek, yastık dikerek, yaşar yuvada kuş gibi ’ olmasaydı,

Ah bu proje çekilmezdi ...
Eeee, bir sonraki projemiz ne zaman ?
Gökkuşağı Adam


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder