9 Mart 2012 Cuma

United Stages of Thessaloniki


  

  Bu Balkan insanları deli. Bazen "tam da yerine düşmüşüm he" derken buluyorum kendimi. Dün gece "selam olsun Balkan dostlarımıza, Sırp, Bulgar, Yunan, Türk, Makedon ve daha adını sayamadığım niceleri ayy şahane oliciiz" konseptli Selanik Balkan Festivali'ne gittim, izlenimlerimi yazıyorum.


   Baildsa, Ekmek (vallahi de billahi de ekmek), Prima Vista Balkan Qintet gibi minnoş ve bir o kadar da deli grup sahneye çıktı. Üç haftadır aldığım Yunanca derslerinin gazıyla şarkılara eşlik etmeye çalışırken bir anda Athena'nın Eurovision'da söylediği şarkı çalmaya başladı. Herkes eşlik ediyor şarkıya, tam deli işi. Ben şaşkınlıkla "aa bu bizim Eurovision şarkımızdı ehehe" diye debelenirken Yunan arkadaşımdan tokat gibi cevap bir geldi; "ne, ne i remember! it's very famous here! we love that song." Orta seviye, arkadaş İngilizcesi ile kurulmuş bu cümlenin tokat etkisi yaratmasının sebebi ise dünya üzerinde Eurovision'u memleket meselesi haline getirmiş son iki milletin Yunanistan ve Türkiye olduğunu farketmem oldu. Ya da çark etmem diyelim. Son üç gündür Can Bonomo'nun şarkısının Eurovision'da bizi birinci yapıp yapamayacağını düşünüyorum sık sık. 

   Candan Erçetin, Sezen Aksu gibi kalbi Ege'de kalan müzik insanlarının uyarladığı şarkıları, halk türkülerini falan saymıyorum bile. Kendi çapında kozmopolit ve barış temennileri dolu bu festival, iki saat sonra yerini "ya aslında biz dostuz da malum politikacılar yüzünden bunlar", "Türkiye'de kriz yok, gelsenize Türkiye'de iş bulursunuz", "e ama siz de bütün Osmanlı eserlerini yerle bir etmişsiniz komşu, olmadı bu" gibi klişenin allahı konuşmalara bıraktı. 
   Ben klişe ve stereotype severim esasen. Daha geçen Fransız bir Couchsurfer'a "ya kardeşim, neden uğraşıyorsunuz bizimle, siz kendi meselelerinizi çözsenize ayıp oluyor ama, ayrıca Carla yenge de erik gibi maşallah ahahah" gibi bir cümle kurdum. Geldiğimin 4.günü bana "Du yu nov Bizans Empayır, Du yu nov Pontus Empayır, it's Konstantinapolis, not İstanbul, kadınlar Türkiye'de yolda yalnız yürüyebiliyor mu " diyen bir gence, "hacı sen Ottoman Empayır'ı bildin mi?" diyecek kadar şuursuzlaşacaktım ki yakışıklı bir Yunan "yapma şekerim değmez, biz aslında dostuz" gibi bir bakış atınca bana sustum. İnsan bazen çok kolay beynini aldırmış gibi davranabiliyor.
   Demem o ki, müzik başlayıp, biralar yuvarlanınca herkes aynı, hepimiz sarhoş, hepimiz insanız. Bulandırmayalım. Konuyla ilgili bir de fotoğraf var söz konusu festivalden, bence yeterince açıklayıcı. Öptüm ve/veya Filakia!


Sezgi Şahin/Selanik

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder